Skip to content
Text size 100%
Translation comparison

Compare Ad-Dukhan Quran translations

Compare up to three verified translation editions verse by verse, including editions in two different languages.

Turkish editions (choose up to 3)

Changing languages or editions keeps the current surah and verse.

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ حمٓ ﴿1﴾

Alİ Bulaç

Ha, Mim.

وَٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ ﴿2﴾

Alİ Bulaç

Apaçık Kitab'a andolsun;

إِنَّآ أَنزَلْنَٰهُ فِى لَيْلَةٍۢ مُّبَٰرَكَةٍ ۚ إِنَّا كُنَّا مُنذِرِينَ ﴿3﴾

Alİ Bulaç

Gerçekten Biz onu mübarek bir gecede indirdik, gerçekten Biz uyaranlarız.

فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ أَمْرٍ حَكِيمٍ ﴿4﴾

Alİ Bulaç

Ki onda (o gecede) her hikmetli iş ayrılır.

أَمْرًۭا مِّنْ عِندِنَآ ۚ إِنَّا كُنَّا مُرْسِلِينَ ﴿5﴾

Alİ Bulaç

Katımız'dan bir emir ile; doğrusu Biz, (insanlara elçi) gönderenleriz.

رَحْمَةًۭ مِّن رَّبِّكَ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ ﴿6﴾

Alİ Bulaç

Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz O, işitendir, bilendir.

رَبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ ﴿7﴾

Alİ Bulaç

Eğer kesin bir bilgiyle inanıyorsanız (Allah), göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların Rabbidir.

لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ ۖ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ ﴿8﴾

Alİ Bulaç

O'ndan başka İlah yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir, geçmiş atalarınızın da Rabbidir.

بَلْ هُمْ فِى شَكٍّۢ يَلْعَبُونَ ﴿9﴾

Alİ Bulaç

Hayır, onlar şüphe içindedirler; oynayıp-oyalanıyorlar.

فَٱرْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِى ٱلسَّمَآءُ بِدُخَانٍۢ مُّبِينٍۢ ﴿10﴾

Alİ Bulaç

Öyleyse sen, göğün açıkça bir duman getireceği günü gözle;

يَغْشَى ٱلنَّاسَ ۖ هَٰذَا عَذَابٌ أَلِيمٌۭ ﴿11﴾

Alİ Bulaç

(Bu duman) insanları sarıp-kuşatıverir. İşte bu, acı bir azaptır.

رَّبَّنَا ٱكْشِفْ عَنَّا ٱلْعَذَابَ إِنَّا مُؤْمِنُونَ ﴿12﴾

Alİ Bulaç

"Rabbimiz, azabı üstümüzden açıp-gider; çünkü biz (artık) iman edicileriz."

أَنَّىٰ لَهُمُ ٱلذِّكْرَىٰ وَقَدْ جَآءَهُمْ رَسُولٌۭ مُّبِينٌۭ ﴿13﴾

Alİ Bulaç

Onlar için öğüt alıp-düşünmek nerede? Onlara, açıklayan bir elçi gelmişti.

ثُمَّ تَوَلَّوْا۟ عَنْهُ وَقَالُوا۟ مُعَلَّمٌۭ مَّجْنُونٌ ﴿14﴾

Alİ Bulaç

Sonra, ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: "(Bu,) Öğretilmiştir, bir delidir."

إِنَّا كَاشِفُوا۟ ٱلْعَذَابِ قَلِيلًا ۚ إِنَّكُمْ عَآئِدُونَ ﴿15﴾

Alİ Bulaç

Biz sizden bu azabı biraz açıp-gidereceğiz; (ama yine) dönecek olanlarsınız siz.

يَوْمَ نَبْطِشُ ٱلْبَطْشَةَ ٱلْكُبْرَىٰٓ إِنَّا مُنتَقِمُونَ ﴿16﴾

Alİ Bulaç

Büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, elbette Biz intikam alacağız.

۞ وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَآءَهُمْ رَسُولٌۭ كَرِيمٌ ﴿17﴾

Alİ Bulaç

Andolsun, Biz kendilerinden önce, Firavun'un kavmini de denedik. Onlara kerim bir elçi gelmişti;

أَنْ أَدُّوٓا۟ إِلَىَّ عِبَادَ ٱللَّهِ ۖ إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ ﴿18﴾

Alİ Bulaç

"Allah'ın kullarını bana teslim edin; gerçekten ben, sizin için güvenilir bir elçiyim" (demişti).

وَأَن لَّا تَعْلُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ ۖ إِنِّىٓ ءَاتِيكُم بِسُلْطَٰنٍۢ مُّبِينٍۢ ﴿19﴾

Alİ Bulaç

"Allah'a karşı büyüklenmeyin; şüphesiz size apaçık, bir delil getiriyorum."

وَإِنِّى عُذْتُ بِرَبِّى وَرَبِّكُمْ أَن تَرْجُمُونِ ﴿20﴾

Alİ Bulaç

"Ve doğrusu ben, sizin taşa tutmanızdan benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan (Allah)a sığındım."

وَإِن لَّمْ تُؤْمِنُوا۟ لِى فَٱعْتَزِلُونِ ﴿21﴾

Alİ Bulaç

"Eğer bana inanmıyorsanız, bu durumda benden kopup-ayrılın."

فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنَّ هَٰٓؤُلَآءِ قَوْمٌۭ مُّجْرِمُونَ ﴿22﴾

Alİ Bulaç

Sonunda Rabbine: "Gerçekten bunlar, suçlu-günahkar bir kavimdirler" diye dua etti.

فَأَسْرِ بِعِبَادِى لَيْلًا إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ ﴿23﴾

Alİ Bulaç

(Allah da:) "Öyleyse, kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, muhakkak takip edileceksiniz." (diye duasını kabul edip cevap verdi).

وَٱتْرُكِ ٱلْبَحْرَ رَهْوًا ۖ إِنَّهُمْ جُندٌۭ مُّغْرَقُونَ ﴿24﴾

Alİ Bulaç

"Denizi durgun ve açık bırak. Çünkü suda boğulacak bir ordudur."

كَمْ تَرَكُوا۟ مِن جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍۢ ﴿25﴾

Alİ Bulaç

Onlar nice bahçeler ve pınarlar terk etmişlerdi;

وَزُرُوعٍۢ وَمَقَامٍۢ كَرِيمٍۢ ﴿26﴾

Alİ Bulaç

(Nice) Ekinler, güzel konaklar,

وَنَعْمَةٍۢ كَانُوا۟ فِيهَا فَٰكِهِينَ ﴿27﴾

Alİ Bulaç

Ve içlerinde 'sevinç ve mutluluk içinde' yaşadıkları nimetler,

كَذَٰلِكَ ۖ وَأَوْرَثْنَٰهَا قَوْمًا ءَاخَرِينَ ﴿28﴾

Alİ Bulaç

İşte böyle; Biz bunları başka bir kavme miras olarak verdik.

فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ ٱلسَّمَآءُ وَٱلْأَرْضُ وَمَا كَانُوا۟ مُنظَرِينَ ﴿29﴾

Alİ Bulaç

Onlar için ne gök, ne yer ağlamadı ve onlar (ın azabı) ertelenmedi.

وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ مِنَ ٱلْعَذَابِ ٱلْمُهِينِ ﴿30﴾

Alİ Bulaç

Andolsun, Biz İsrailoğulları'nı o alçaltıcı azaptan kurtardık.

مِن فِرْعَوْنَ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَالِيًۭا مِّنَ ٱلْمُسْرِفِينَ ﴿31﴾

Alİ Bulaç

Firavun'dan. Çünkü, o, ölçüyü taşıran bir mütekebbirdi.

وَلَقَدِ ٱخْتَرْنَٰهُمْ عَلَىٰ عِلْمٍ عَلَى ٱلْعَٰلَمِينَ ﴿32﴾

Alİ Bulaç

Andolsun, Biz onları bir ilim üzere alemlere üstün kıldık.

وَءَاتَيْنَٰهُم مِّنَ ٱلْءَايَٰتِ مَا فِيهِ بَلَٰٓؤٌۭا۟ مُّبِينٌ ﴿33﴾

Alİ Bulaç

Ve onlara, her birinde açık birer imtihan bulunan ayetler verdik.

إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَيَقُولُونَ ﴿34﴾

Alİ Bulaç

Muhakkak, bunlar da diyorlar ki:

إِنْ هِىَ إِلَّا مَوْتَتُنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُنشَرِينَ ﴿35﴾

Alİ Bulaç

"(Bütün herşey) Bizim yalnızca ilk ölümümüzdür; biz yeniden diriltilip-kaldırılacak değiliz."

فَأْتُوا۟ بِـَٔابَآئِنَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ ﴿36﴾

Alİ Bulaç

"Eğer doğru sözlüyseniz, şu halde atalarımızı getirin bakalım."

أَهُمْ خَيْرٌ أَمْ قَوْمُ تُبَّعٍۢ وَٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۚ أَهْلَكْنَٰهُمْ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ مُجْرِمِينَ ﴿37﴾

Alİ Bulaç

Onlar mı hayırlı, yoksa Tübba' kavmi ve onlardan öncekiler mi? Biz onları yıkıma uğrattık. Çünkü onlar, suçlu-günahkardı.

وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَٰعِبِينَ ﴿38﴾

Alİ Bulaç

Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları bir ‘oyun ve oyalanma konusu’ olsun diye yaratmadık.

مَا خَلَقْنَٰهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ﴿39﴾

Alİ Bulaç

Biz onları yalnızca hak ile yarattık. Ancak onların çoğu bilmezler.

إِنَّ يَوْمَ ٱلْفَصْلِ مِيقَٰتُهُمْ أَجْمَعِينَ ﴿40﴾

Alİ Bulaç

Şüphesiz o (hakkı batıldan, haklıyı haksızdan) ayırma günü, hepsinin (hesaba çekilecekleri) vakitleridir.

يَوْمَ لَا يُغْنِى مَوْلًى عَن مَّوْلًۭى شَيْـًۭٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ ﴿41﴾

Alİ Bulaç

O gün, bir dost dosttan herhangi bir şeyle yarar sağlayamaz. Ve onlara yardım edilmez.

إِلَّا مَن رَّحِمَ ٱللَّهُ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ﴿42﴾

Alİ Bulaç

Ancak Allah'ın rahmet ettiği başka. Şüphesiz O, üstün ve güçlü olandır, esirgeyendir.

إِنَّ شَجَرَتَ ٱلزَّقُّومِ ﴿43﴾

Alİ Bulaç

Doğrusu, o zakkum ağacı;

طَعَامُ ٱلْأَثِيمِ ﴿44﴾

Alİ Bulaç

Günahkar olanın yemeğidir.

كَٱلْمُهْلِ يَغْلِى فِى ٱلْبُطُونِ ﴿45﴾

Alİ Bulaç

Pota gibi; karınlarda kaynar-durur;

كَغَلْىِ ٱلْحَمِيمِ ﴿46﴾

Alİ Bulaç

Kaynar-suyun kaynaması gibi.

خُذُوهُ فَٱعْتِلُوهُ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ ﴿47﴾

Alİ Bulaç

"Onu tutun da cehennemin orta yerine sürükleyin."

ثُمَّ صُبُّوا۟ فَوْقَ رَأْسِهِۦ مِنْ عَذَابِ ٱلْحَمِيمِ ﴿48﴾

Alİ Bulaç

"Sonra kaynar suyun azabından başının üstüne dökün;"

ذُقْ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْكَرِيمُ ﴿49﴾

Alİ Bulaç

"(Azabı) Tad; çünkü sen, (kendince) üstün, onurluydun."

إِنَّ هَٰذَا مَا كُنتُم بِهِۦ تَمْتَرُونَ ﴿50﴾

Alİ Bulaç

"Gerçekten bu, sizin kuşkuya kapıldığınız şeydir."

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى مَقَامٍ أَمِينٍۢ ﴿51﴾

Alİ Bulaç

Muttakilere gelince; muhakkak onlar, güvenli bir makamdadırlar.

فِى جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍۢ ﴿52﴾

Alİ Bulaç

Cennetlerde ve pınarlarda,

يَلْبَسُونَ مِن سُندُسٍۢ وَإِسْتَبْرَقٍۢ مُّتَقَٰبِلِينَ ﴿53﴾

Alİ Bulaç

Hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan (elbiseler) giyinirler, karşılıklı (otururlar).

كَذَٰلِكَ وَزَوَّجْنَٰهُم بِحُورٍ عِينٍۢ ﴿54﴾

Alİ Bulaç

İşte böyle; ve Biz onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.

يَدْعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَٰكِهَةٍ ءَامِنِينَ ﴿55﴾

Alİ Bulaç

Orda, güvenlik içinde her türlü meyveyi istiyorlar;

لَا يَذُوقُونَ فِيهَا ٱلْمَوْتَ إِلَّا ٱلْمَوْتَةَ ٱلْأُولَىٰ ۖ وَوَقَىٰهُمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ ﴿56﴾

Alİ Bulaç

Orda, ilk ölümün dışında başka ölüm tadmazlar. Ve (Allah da) onları cehennem azabından korumuştur.

فَضْلًۭا مِّن رَّبِّكَ ۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ ﴿57﴾

Alİ Bulaç

Senin Rabbinden, bir fazl ve (lütuf) olarak. İşte büyük 'mutluluk ve kurtuluş' budur.

فَإِنَّمَا يَسَّرْنَٰهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ ﴿58﴾

Alİ Bulaç

Belki onlar öğüt alıp-düşünürler diye, Biz onu (Kur'an'ı), senin dilinle kolaylaştırdık.

فَٱرْتَقِبْ إِنَّهُم مُّرْتَقِبُونَ ﴿59﴾

Alİ Bulaç

Öyleyse sen gözleyip-bekle; elbette onlar da gözleyip-bekliyorlar.

Quran recitationReady
Open audio