Skip to content
Text size 100%
Translation comparison

Compare Al-Balad Quran translations

Compare up to three verified translation editions verse by verse, including editions in two different languages.

Turkish editions (choose up to 3)

Changing languages or editions keeps the current surah and verse.

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ لَآ أُقْسِمُ بِهَٰذَا ٱلْبَلَدِ ﴿1﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Andolsun bu şehre.

Alİ Bulaç

Hayır; bu şehre yemin ederim,

Diyanet Vakfı

Andolsun bu beldeye,

وَأَنتَ حِلٌّۢ بِهَٰذَا ٱلْبَلَدِ ﴿2﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Ki sen oturmadasın bu şehirde.

Alİ Bulaç

Ki sen, bu şehirde oturmakta iken,

Diyanet Vakfı

Ki sen bu beldedesin,

وَوَالِدٍۢ وَمَا وَلَدَ ﴿3﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Ve babaya ve oğula.

Alİ Bulaç

Babaya ve doğan-çocuğa da.

Diyanet Vakfı

Ve andolsun babaya ve ondan meydana gelen çocuğa,

لَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ فِى كَبَدٍ ﴿4﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Gerçekten de biz insanı sıkıntı içinde yarattık.

Alİ Bulaç

Andolsun, Biz insanı bir zorluk içinde yarattık.

Diyanet Vakfı

Biz, insanı ( yüzyüze geleceği nice ) zorluklar içinde yarattık.

أَيَحْسَبُ أَن لَّن يَقْدِرَ عَلَيْهِ أَحَدٌۭ ﴿5﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Hiçbir kimsenin, ona gücü yetmez mi sanır?

Alİ Bulaç

O, hiç kimsenin kendisine asla güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?

Diyanet Vakfı

İnsan, hiç kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?

يَقُولُ أَهْلَكْتُ مَالًۭا لُّبَدًا ﴿6﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Ben, birçok mal helak ettim der.

Alİ Bulaç

O: "Yığınla mal tüketip-yok ettim" diyor.

Diyanet Vakfı

" Pek çok mal harcadım " diyor.

أَيَحْسَبُ أَن لَّمْ يَرَهُۥٓ أَحَدٌ ﴿7﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Hiçbir kimse, onu görmez mi sanır?

Alİ Bulaç

Kendisini hiç kimsenin görmediğini mi sanıyor?

Diyanet Vakfı

Kimse onu görmedi mi sanıyor?

أَلَمْ نَجْعَل لَّهُۥ عَيْنَيْنِ ﴿8﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Onun için halketmedik mi iki göz.

Alİ Bulaç

Biz ona iki göz vermedik mi?

Diyanet Vakfı

Biz ona iki göz vermedik mi?

وَلِسَانًۭا وَشَفَتَيْنِ ﴿9﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Ve bir dille iki dudak?

Alİ Bulaç

Bir dil ve iki dudak?

Diyanet Vakfı

Bir dil ve iki dudak,

وَهَدَيْنَٰهُ ٱلنَّجْدَيْنِ ﴿10﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Ve ona iki sarp yol gösterdik.

Alİ Bulaç

Biz ona 'iki yol-iki amaç' gösterdik.

Diyanet Vakfı

Ona iki yolu ( doğru ve eğriyi ) gösterdik.

فَلَا ٱقْتَحَمَ ٱلْعَقَبَةَ ﴿11﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Derken dayanmadı o yokuşa.

Alİ Bulaç

Ancak o, sarp yokuşa göğüs germedi.

Diyanet Vakfı

Fakat o, sarp yokuşu aşamadı.

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْعَقَبَةُ ﴿12﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Ve bilir misin, yokuş nedir?

Alİ Bulaç

Sarp yokuşun ne olduğunu sana öğreten nedir?

Diyanet Vakfı

O sarp yokuş nedir bilir misin?

فَكُّ رَقَبَةٍ ﴿13﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Bir kul azat etmek.

Alİ Bulaç

Bir boynu çözmek (bir köleye özgürlük vermek)tir;

Diyanet Vakfı

Köle azat etmek,

أَوْ إِطْعَٰمٌۭ فِى يَوْمٍۢ ذِى مَسْغَبَةٍۢ ﴿14﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Yahut açlık, kıtlık gününde doyurmak.

Alİ Bulaç

Ya da açlık gününde doyurmaktır,

Diyanet Vakfı

Veya açlık gününde yemek yedirmektir,

يَتِيمًۭا ذَا مَقْرَبَةٍ ﴿15﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Yakınlığı olan bir yetimi.

Alİ Bulaç

Yakın olan bir yetimi,

Diyanet Vakfı

Yakınlığı olan bir yetime.

أَوْ مِسْكِينًۭا ذَا مَتْرَبَةٍۢ ﴿16﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Yahut yerlere döşenmiş bir yoksulu.

Alİ Bulaç

Veya sürünen bir yoksulu.

Diyanet Vakfı

Veya hiçbir şeyi olmayan yoksula.

ثُمَّ كَانَ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلْمَرْحَمَةِ ﴿17﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Sonra da inananlardan ve birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve acımayı tavsiye edenlerden olmak.

Alİ Bulaç

Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak.

Diyanet Vakfı

Sonra iman edenlerden, birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve birbirlerine acımayı öğütleyenlerden olmaktır.

أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ ﴿18﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Onlardır işte sağ taraf ehli.

Alİ Bulaç

İşte bunlar, sağ yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meymene).

Diyanet Vakfı

İşte bunlar sağdakilerdir.

وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا هُمْ أَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ ﴿19﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Delillerimize kafir olanlara gelince: Onlardır sol taraf ehli.

Alİ Bulaç

Ayetlerimizi inkar edenler ise, sol yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meş'eme).

Diyanet Vakfı

Ayetlerimizi inkar edenler ise işte onlar soldakilerdir,

عَلَيْهِمْ نَارٌۭ مُّؤْصَدَةٌۢ ﴿20﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Onlaradır kapıları, üstlerine örtülmüş ateş.

Alİ Bulaç

"Kapıları kilitlenmiş" bir ateş onların üzerinedir.

Diyanet Vakfı

Cezaları, kapıları üzerlerine sımsıkı kapatılmış bir ateştir.

Quran recitationReady
Open audio