بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ لَآ أُقْسِمُ بِهَٰذَا ٱلْبَلَدِ ﴿1﴾
Abdulbakî Gölpınarlı
Andolsun bu şehre.
Alİ Bulaç
Hayır; bu şehre yemin ederim,
Diyanet Vakfı
Andolsun bu beldeye,
Compare up to three verified translation editions verse by verse, including editions in two different languages.
Changing languages or editions keeps the current surah and verse.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ لَآ أُقْسِمُ بِهَٰذَا ٱلْبَلَدِ ﴿1﴾
Andolsun bu şehre.
Hayır; bu şehre yemin ederim,
Andolsun bu beldeye,
وَأَنتَ حِلٌّۢ بِهَٰذَا ٱلْبَلَدِ ﴿2﴾
Ki sen oturmadasın bu şehirde.
Ki sen, bu şehirde oturmakta iken,
Ki sen bu beldedesin,
وَوَالِدٍۢ وَمَا وَلَدَ ﴿3﴾
Ve babaya ve oğula.
Babaya ve doğan-çocuğa da.
Ve andolsun babaya ve ondan meydana gelen çocuğa,
لَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ فِى كَبَدٍ ﴿4﴾
Gerçekten de biz insanı sıkıntı içinde yarattık.
Andolsun, Biz insanı bir zorluk içinde yarattık.
Biz, insanı ( yüzyüze geleceği nice ) zorluklar içinde yarattık.
أَيَحْسَبُ أَن لَّن يَقْدِرَ عَلَيْهِ أَحَدٌۭ ﴿5﴾
Hiçbir kimsenin, ona gücü yetmez mi sanır?
O, hiç kimsenin kendisine asla güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?
İnsan, hiç kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?
يَقُولُ أَهْلَكْتُ مَالًۭا لُّبَدًا ﴿6﴾
Ben, birçok mal helak ettim der.
O: "Yığınla mal tüketip-yok ettim" diyor.
" Pek çok mal harcadım " diyor.
أَيَحْسَبُ أَن لَّمْ يَرَهُۥٓ أَحَدٌ ﴿7﴾
Hiçbir kimse, onu görmez mi sanır?
Kendisini hiç kimsenin görmediğini mi sanıyor?
Kimse onu görmedi mi sanıyor?
أَلَمْ نَجْعَل لَّهُۥ عَيْنَيْنِ ﴿8﴾
Onun için halketmedik mi iki göz.
Biz ona iki göz vermedik mi?
Biz ona iki göz vermedik mi?
وَلِسَانًۭا وَشَفَتَيْنِ ﴿9﴾
Ve bir dille iki dudak?
Bir dil ve iki dudak?
Bir dil ve iki dudak,
وَهَدَيْنَٰهُ ٱلنَّجْدَيْنِ ﴿10﴾
Ve ona iki sarp yol gösterdik.
Biz ona 'iki yol-iki amaç' gösterdik.
Ona iki yolu ( doğru ve eğriyi ) gösterdik.
فَلَا ٱقْتَحَمَ ٱلْعَقَبَةَ ﴿11﴾
Derken dayanmadı o yokuşa.
Ancak o, sarp yokuşa göğüs germedi.
Fakat o, sarp yokuşu aşamadı.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْعَقَبَةُ ﴿12﴾
Ve bilir misin, yokuş nedir?
Sarp yokuşun ne olduğunu sana öğreten nedir?
O sarp yokuş nedir bilir misin?
فَكُّ رَقَبَةٍ ﴿13﴾
Bir kul azat etmek.
Bir boynu çözmek (bir köleye özgürlük vermek)tir;
Köle azat etmek,
أَوْ إِطْعَٰمٌۭ فِى يَوْمٍۢ ذِى مَسْغَبَةٍۢ ﴿14﴾
Yahut açlık, kıtlık gününde doyurmak.
Ya da açlık gününde doyurmaktır,
Veya açlık gününde yemek yedirmektir,
يَتِيمًۭا ذَا مَقْرَبَةٍ ﴿15﴾
Yakınlığı olan bir yetimi.
Yakın olan bir yetimi,
Yakınlığı olan bir yetime.
أَوْ مِسْكِينًۭا ذَا مَتْرَبَةٍۢ ﴿16﴾
Yahut yerlere döşenmiş bir yoksulu.
Veya sürünen bir yoksulu.
Veya hiçbir şeyi olmayan yoksula.
ثُمَّ كَانَ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلْمَرْحَمَةِ ﴿17﴾
Sonra da inananlardan ve birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve acımayı tavsiye edenlerden olmak.
Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak.
Sonra iman edenlerden, birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve birbirlerine acımayı öğütleyenlerden olmaktır.
أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ ﴿18﴾
Onlardır işte sağ taraf ehli.
İşte bunlar, sağ yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meymene).
İşte bunlar sağdakilerdir.
وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا هُمْ أَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ ﴿19﴾
Delillerimize kafir olanlara gelince: Onlardır sol taraf ehli.
Ayetlerimizi inkar edenler ise, sol yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meş'eme).
Ayetlerimizi inkar edenler ise işte onlar soldakilerdir,
عَلَيْهِمْ نَارٌۭ مُّؤْصَدَةٌۢ ﴿20﴾
Onlaradır kapıları, üstlerine örtülmüş ateş.
"Kapıları kilitlenmiş" bir ateş onların üzerinedir.
Cezaları, kapıları üzerlerine sımsıkı kapatılmış bir ateştir.