Skip to content
Text size 100%
Translation comparison

Compare Al-Ghashiyah Quran translations

Compare up to three verified translation editions verse by verse, including editions in two different languages.

Turkish editions (choose up to 3)

Changing languages or editions keeps the current surah and verse.

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ٱلْغَٰشِيَةِ ﴿1﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Geldi mi sana her yanı ve herkesi kavrayıp kaplayan o felaketin haberi?

Alİ Bulaç

(Her yanı yaygın olarak kuşatacak olan) Kıyametin haberi sana geldi mi?

Diyanet Vakfı

(Resulüm!) Dehşeti her şeyi kaplayan kıyametin haberi sana geldi mi?

وُجُوهٌۭ يَوْمَئِذٍ خَٰشِعَةٌ ﴿2﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

O gün yüzler eğilirler.

Alİ Bulaç

O gün, öyle yüzler vardır ki, 'zillet içinde aşağılanmıştır.'

Diyanet Vakfı

O gün bir takım yüzler zelildir,

عَامِلَةٌۭ نَّاصِبَةٌۭ ﴿3﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Çalışıp çabalarlar, zahmete girip yorulurlar.

Alİ Bulaç

Çalışmış, boşuna yorulmuştur.

Diyanet Vakfı

Durmadan çalışır, (fakat boşuna) yorulur,

تَصْلَىٰ نَارًا حَامِيَةًۭ ﴿4﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Pek kızgın ateşe atılırlar.

Alİ Bulaç

Kızgın bir ateşe yollanırlar.

Diyanet Vakfı

Kızgın ateşe girer.

تُسْقَىٰ مِنْ عَيْنٍ ءَانِيَةٍۢ ﴿5﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Pek ıssı bir suyla suvarılırlar.

Alİ Bulaç

Kaynar bir kaynaktan içirilirler.

Diyanet Vakfı

Onlara kaynar su pınarından içirilir.

لَّيْسَ لَهُمْ طَعَامٌ إِلَّا مِن ضَرِيعٍۢ ﴿6﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Onlara orada yemek olarak ancak zehirli diken var,

Alİ Bulaç

Onlar için (zehirli olan) dari' dikeninden başka bir yiyecek yoktur.

Diyanet Vakfı

Onlar için kuru dikenden başka yemek yoktur,

لَّا يُسْمِنُ وَلَا يُغْنِى مِن جُوعٍۢ ﴿7﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Ne besler ve ne doyurur, açlığı defeder.

Alİ Bulaç

Ne doyurup-semirtir, ne açlıktan korur.

Diyanet Vakfı

O ise ne besler ne de açlığı giderir.

وُجُوهٌۭ يَوْمَئِذٍۢ نَّاعِمَةٌۭ ﴿8﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

O gün yüzler, sevinçlidir, neşeye dalar.

Alİ Bulaç

O gün, öyle yüzler de vardır ki, nimette (engin bir mutluluk içinde)dirler.

Diyanet Vakfı

O gün bir takım yüzler de vardır ki, mutludurlar,

لِّسَعْيِهَا رَاضِيَةٌۭ ﴿9﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Çalıştıklarından hoşnut olurlar.

Alİ Bulaç

Harcadığı-çabadan dolayı hoşnuttur.

Diyanet Vakfı

(dünyadaki) çabalarından hoşnut olmuşlardır,

فِى جَنَّةٍ عَالِيَةٍۢ ﴿10﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Yüce cennettedirler.

Alİ Bulaç

Yüksek bir cennettedir.

Diyanet Vakfı

Yüce bir cennettedirler.

لَّا تَسْمَعُ فِيهَا لَٰغِيَةًۭ ﴿11﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Orada boş söz duymazlar.

Alİ Bulaç

Orda anlamsız bir söz işitmez.

Diyanet Vakfı

Orada boş bir söz işitmezler.

فِيهَا عَيْنٌۭ جَارِيَةٌۭ ﴿12﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Orada akan bir pınar var.

Alİ Bulaç

Orda 'durmaksızın akan' bir kaynak vardır.

Diyanet Vakfı

Orada (cennette) devamlı akan bir pınar,

فِيهَا سُرُرٌۭ مَّرْفُوعَةٌۭ ﴿13﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Orada yükseltilmiş tahtlar.

Alİ Bulaç

Orda 'yükseklerde kurulmuş, tahtlar da vardır;

Diyanet Vakfı

Yükseltilmiş tahtlar,

وَأَكْوَابٌۭ مَّوْضُوعَةٌۭ ﴿14﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Ve konmuş sağraklar.

Alİ Bulaç

Konulmuş (içecek dolu) kaplar,

Diyanet Vakfı

Konulmuş kadehler,

وَنَمَارِقُ مَصْفُوفَةٌۭ ﴿15﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Ve sırasıra konmuş yastıklar.

Alİ Bulaç

Dizi dizi yastıklar,

Diyanet Vakfı

Sıra sıra dizilmiş yastıklar,

وَزَرَابِىُّ مَبْثُوثَةٌ ﴿16﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Yeryer yayılmış döşemeler.

Alİ Bulaç

Ve serilmiş yaygılar.

Diyanet Vakfı

Serilmiş halılar vardır.

أَفَلَا يَنظُرُونَ إِلَى ٱلْإِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ ﴿17﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Hala mı bakmazlar deveye, nasıl da yaratılmış?

Alİ Bulaç

Bakmıyorlar mı o deveye; nasıl yaratıldı?

Diyanet Vakfı

(İnsanlar) devenin nasıl yaratıldığına, bakmazlar mı?

وَإِلَى ٱلسَّمَآءِ كَيْفَ رُفِعَتْ ﴿18﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Ve göğe, nasıl da yüceltilmiş?

Alİ Bulaç

Göğe, nasıl yükseltildi?

Diyanet Vakfı

Göğe bakmıyorlar mı nasıl yükseltilmiş?

وَإِلَى ٱلْجِبَالِ كَيْفَ نُصِبَتْ ﴿19﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Ve dağlara, nasıl da dikilmiş.

Alİ Bulaç

Dağlara; nasıl oturtulup-kuruldu?

Diyanet Vakfı

Dağların nasıl dikildiğine, bakmazlar mı?

وَإِلَى ٱلْأَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ ﴿20﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Ve yeryüzüne, nasıl da yayılmış?

Alİ Bulaç

Yere; nasıl yayılıp-döşendi?

Diyanet Vakfı

Yeryüzünün nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?

فَذَكِّرْ إِنَّمَآ أَنتَ مُذَكِّرٌۭ ﴿21﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Artık korkut, öğüt ver, sen, ancak bir korkutucusun, bir öğütçü.

Alİ Bulaç

Artık sen, öğüt verip-hatırlat. Sen, yalnızca bir öğüt verici-bir hatırlatıcısın.

Diyanet Vakfı

O halde (Resulüm), öğüt ver. Çünkü sen ancak öğüt vericisin.

لَّسْتَ عَلَيْهِم بِمُصَيْطِرٍ ﴿22﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Onlara musallat olmuş biri değilsin.

Alİ Bulaç

Onlara 'zor ve baskı' kullanacak değilsin.

Diyanet Vakfı

Onların üzerinde bir zorba değilsin.

إِلَّا مَن تَوَلَّىٰ وَكَفَرَ ﴿23﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Ancak kabul etmeyen ve kafir olana gelince.

Alİ Bulaç

Ancak kim yüz çevirir ve inkar ederse

Diyanet Vakfı

Ancak yüz çevirir inkar ederse,

فَيُعَذِّبُهُ ٱللَّهُ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَكْبَرَ ﴿24﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Artık onu Allah azaplandırır pek büyük bir azapla.

Alİ Bulaç

Allah, onu en büyük azap ile azaplandırır.

Diyanet Vakfı

İşte öylesini Allah en büyük azap ile cezalandırır.

إِنَّ إِلَيْنَآ إِيَابَهُمْ ﴿25﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Şüphe yok ki tapımızdır gelecekleri yer.

Alİ Bulaç

Şüphesiz onların dönüşleri Bizedir.

Diyanet Vakfı

Şüphesiz onların dönüşü sadece bizedir.

ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا حِسَابَهُم ﴿26﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Sonra da şüphe yok ki hesaplarını görmek, bize düşer.

Alİ Bulaç

Sonra onları hesaba çekmek de elbette Bize aittir.

Diyanet Vakfı

Sonra onların sorguya çekilmesi de sadece bize aittir.

Quran recitationReady
Open audio