بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ إِذَا ٱلسَّمَآءُ ٱنشَقَّتْ ﴿1﴾
Abdulbakî Gölpınarlı
Gök yarılıp çatlayınca.
Alİ Bulaç
Gök, yarılıp-parçalandığı,
Diyanet Vakfı
Gök yarıldığı,
Compare up to three verified translation editions verse by verse, including editions in two different languages.
Changing languages or editions keeps the current surah and verse.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ إِذَا ٱلسَّمَآءُ ٱنشَقَّتْ ﴿1﴾
Gök yarılıp çatlayınca.
Gök, yarılıp-parçalandığı,
Gök yarıldığı,
وَأَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ ﴿2﴾
Ve Rabbini dinleyip itaat ederek sözünü haklayınca.
Ve 'kendi yaratılışına uygun' Rabbine boyun eğdiği zaman;
Rabbine kulak verip boyun eğecek hale getirildiği zaman,
وَإِذَا ٱلْأَرْضُ مُدَّتْ ﴿3﴾
Ve yeryüzü, dümdüz çekilince.
Yer, düzlendiği,
Yer dümdüz edildiği,
وَأَلْقَتْ مَا فِيهَا وَتَخَلَّتْ ﴿4﴾
Ve içindekileri atıp boşalınca.
İçinde olanları dışa atıp boşaldığı,
İçinde bulunanları atıp boşaldığı,
وَأَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ ﴿5﴾
Ve Rabbini dinleyip itaat ederek sözünü haklayınca.
Ve 'kendi yaratılışına uygun Rabbine boyun eğdiği zaman.
Ve Rabb'ini dinleyip O'na hakkıyla itaata mecbur kılındığı vakit (insanoğlu yaptıkları ile karşılaşır).
يَٰٓأَيُّهَا ٱلْإِنسَٰنُ إِنَّكَ كَادِحٌ إِلَىٰ رَبِّكَ كَدْحًۭا فَمُلَٰقِيهِ ﴿6﴾
Ey insan, şüphe yok ki sen, Rabbine ulaşmak için meşakkatler içinde didinirdurursun da sonunda ona kavuşursun.
Ey insan, gerçekten sen, hiç durmaksızın Rabbine doğru bir çaba harcayıp durmaktasın; sonunda O'na varacaksın.
Ey insan! Şüphe yok ki sen Rabbine karşı çaba üstüne çaba göstermektesin; sonunda O'na varacaksın.
فَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ ﴿7﴾
Ama kimin kitabı, sağ yanından verilirse.
Artık kimin kitabı sağ yanından verilirse,
Kimin kitabı sağından verilirse,
فَسَوْفَ يُحَاسَبُ حِسَابًۭا يَسِيرًۭا ﴿8﴾
Artık onun hesabı, kolayca görülür.
O, kolay bir hesap (sorgu) ile sorguya çekilecek,
Kolay bir hesapla hesaba çekilecek;
وَيَنقَلِبُ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ مَسْرُورًۭا ﴿9﴾
Ve ailesinin yanına sevinç içinde döner.
Ve kendi yakınlarına sevinç içinde dönmüş olacaktır.
Ve sevinçli olarak ailesine dönecektir.
وَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَٰبَهُۥ وَرَآءَ ظَهْرِهِۦ ﴿10﴾
Ve ama kimin kitabı, ardından verilirse.
Kimin de kitabı ardından verilirse,
Kimin de kitabı arkasından verilirse,
فَسَوْفَ يَدْعُوا۟ ثُبُورًۭا ﴿11﴾
O, helak olmasını diler.
O da, helak (yok olmay)ı çağıracak,
Derhal yok olmayı isteyecek,
وَيَصْلَىٰ سَعِيرًا ﴿12﴾
Ve cehenneme atılır.
Çılgın alevli ateşe girecek.
Ve alevli ateşe girecektir.
إِنَّهُۥ كَانَ فِىٓ أَهْلِهِۦ مَسْرُورًا ﴿13﴾
Şüphe yok ki o, ailesinin içinde sevinmedeydi.
Çünkü o, (dünyada) kendi yakınları arasında sevinçliydi.
Zira o, (dünyada) ailesi içinde (mal-mülk sebebiyle) şımarmıştı.
إِنَّهُۥ ظَنَّ أَن لَّن يَحُورَ ﴿14﴾
Şüphe yok ki o, öldükten sonra tekrar hayata dönmeyeceğini sanırdı.
Doğrusu o, (Rabbine) bir daha dönmeyeceğini sanmıştı.
O hiçbir zaman Rabbine dönmeyeceğini sandı.
بَلَىٰٓ إِنَّ رَبَّهُۥ كَانَ بِهِۦ بَصِيرًۭا ﴿15﴾
Evet, şüphe yok ki Rabbi, onu görürdü.
Hayır; gerçekten Rabbi, kendisini çok iyi görendi.
Oysa gerçekten Rabbi onu görüyordu.
فَلَآ أُقْسِمُ بِٱلشَّفَقِ ﴿16﴾
Andolsun gün battıktan sonraki kızıllığa.
Yoo, şafak-vaktine yemin ederim,
Hayır! Şafağa, yemin ederim ki,
وَٱلَّيْلِ وَمَا وَسَقَ ﴿17﴾
Ve geceye ve gecenin kapladıklarına.
Geceye ve toplayıp-taşıdığı şeylere,
Geceye ve onda basan karanlığa,
وَٱلْقَمَرِ إِذَا ٱتَّسَقَ ﴿18﴾
Ve aya, dolunay olunca.
Ondördüne girdiği zaman aya;
Dolunay olmuş aya,
لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَن طَبَقٍۢ ﴿19﴾
Elbette geçeceksiniz bir halden bir hale.
Siz, gerçekten tabakadan tabakaya bineceksiniz.
Ki, siz elbette halden hale geçeceksiniz.
فَمَا لَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ﴿20﴾
Artık ne oldu onlara da inanmıyorlar.
Şu halde onlara ne oluyor ki iman etmiyorlar?
Böyleyken onlar acaba neden iman etmezler?
وَإِذَا قُرِئَ عَلَيْهِمُ ٱلْقُرْءَانُ لَا يَسْجُدُونَ ۩ ﴿21﴾
Ve onlara Kur'an okununca secde etmiyorlar?
Kendilerine Kur'an okunduğunda secde etmiyorlar.
Onlar kendilerine Kur'an okununca secde de etmezler.
بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ يُكَذِّبُونَ ﴿22﴾
Hayır, kafir olanlar, yalanlıyorlar.
Tersine, o nankörler, yalanlıyorlar.
Aksine, kafirler yalanlıyorlar.
وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا يُوعُونَ ﴿23﴾
Ve Allah, daha iyi bilir, gönüllerinde ne var.
Oysa Allah, onların içlerinde sakladıklarını daha iyi bilendir.
Halbuki Allah onların gizlediği şeyleri çok iyi bilir.
فَبَشِّرْهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ ﴿24﴾
Artık müjdele onları elemli bir azapla.
Bu durumda sen, onlara acı bir azap ile müjde ver.
(Resulüm!) Onlara acı azabı müjdele!
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍۭ ﴿25﴾
Ancak inananlar ve iyi işlerde bulunanlar başka; onlar içindir başa kakılmıyan mükafat.
Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka; onlar için kesintisi olmayan bir ecir (mükafaat) vardır.
İman edip salih amel işleyenler başkadır; onlar için arkası kesilmeyen bir mükafat vardır.