Skip to content
Text size 100%
Translation comparison

Compare Al-Ma'arij Quran translations

Compare up to three verified translation editions verse by verse, including editions in two different languages.

Turkish editions (choose up to 3)

Changing languages or editions keeps the current surah and verse.

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ سَأَلَ سَآئِلٌۢ بِعَذَابٍۢ وَاقِعٍۢ ﴿1﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

İsteyen biri, istedi gelip çatacak azabı.

لِّلْكَٰفِرِينَ لَيْسَ لَهُۥ دَافِعٌۭ ﴿2﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

O azabı ki kafirlerin başından defedecek yok.

مِّنَ ٱللَّهِ ذِى ٱلْمَعَارِجِ ﴿3﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Yüksek dereceler sahibi Allah'tandır.

تَعْرُجُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ إِلَيْهِ فِى يَوْمٍۢ كَانَ مِقْدَارُهُۥ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍۢ ﴿4﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Melekler ve Ruh, kendilerine emredilen yere çıkarlar bir günde ki miktarı elli bin yıldır.

فَٱصْبِرْ صَبْرًۭا جَمِيلًا ﴿5﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Artık sabret güzel bir sabırla.

إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُۥ بَعِيدًۭا ﴿6﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Şüphe yok ki onlar uzak görürler onu.

وَنَرَىٰهُ قَرِيبًۭا ﴿7﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Ve bizse pek yakın görürüz onu.

يَوْمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلْمُهْلِ ﴿8﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

O gün gök, yağ tortusuna döner.

وَتَكُونُ ٱلْجِبَالُ كَٱلْعِهْنِ ﴿9﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Ve dağlar, atılmış renkrenk pamuğa benzer.

وَلَا يَسْـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمًۭا ﴿10﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Ve hiçbir dost, dostunu sormaz.

يُبَصَّرُونَهُمْ ۚ يَوَدُّ ٱلْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَدِى مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍۭ بِبَنِيهِ ﴿11﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Birbirlerini görüp tanırlar da ve suçlu, o günün azabına karşılık oğlunu da vermek ister.

وَصَٰحِبَتِهِۦ وَأَخِيهِ ﴿12﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Eşini de, kardeşini de.

وَفَصِيلَتِهِ ٱلَّتِى تُـْٔوِيهِ ﴿13﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Kendisini barındıran kabile halkını da.

وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًۭا ثُمَّ يُنجِيهِ ﴿14﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Ve kim varsa yeryüzünde hepsini de feda etmek ve sonra da kendini kurtarmak ister.

كَلَّآ ۖ إِنَّهَا لَظَىٰ ﴿15﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Fakat imkanı yok; şüphe yok ki cehennem alevalev yanmadadır.

نَزَّاعَةًۭ لِّلشَّوَىٰ ﴿16﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Ne el bırakmadadır, ne ayak, ne et bırakmadadır, ne deri.

تَدْعُوا۟ مَنْ أَدْبَرَ وَتَوَلَّىٰ ﴿17﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Çağırır dönüp gideni.

وَجَمَعَ فَأَوْعَىٰٓ ﴿18﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Ve toplayıp biriktireni.

۞ إِنَّ ٱلْإِنسَٰنَ خُلِقَ هَلُوعًا ﴿19﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Şüphe yok ki insan haris yaratılmıştır.

إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعًۭا ﴿20﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Bir şerre uğrarsa bağırır, sızlanır.

وَإِذَا مَسَّهُ ٱلْخَيْرُ مَنُوعًا ﴿21﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Ve bir hayır elde ederse vermez, kıskanır.

إِلَّا ٱلْمُصَلِّينَ ﴿22﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Ancak müstesnadır namaz kılanlar.

ٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ دَآئِمُونَ ﴿23﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Öylesine kılanlar ki namazlarını daima kılarlar.

وَٱلَّذِينَ فِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّۭ مَّعْلُومٌۭ ﴿24﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Ve öyle kişilerdir onlar ki mallarında malum bir hak var.

لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ ﴿25﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

İsteyene ve mahrum olana.

وَٱلَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ ﴿26﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Ve öyle kişilerdir onlar ki ceza gününü gerçek bilirler.

وَٱلَّذِينَ هُم مِّنْ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ ﴿27﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Ve öyle kişilerdir onlar ki Rablerinin azabından korkarlar.

إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍۢ ﴿28﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

şüphe yok ki Rablerinin azabından da kimse emin olamaz.

وَٱلَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَٰفِظُونَ ﴿29﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Ve öyle kişilerdir onlar ki ırzlarını korurlar.

إِلَّا عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ ﴿30﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Ancak eşleri ve temellük ettikleri müstesna ve artık bu hususta da kınanmazlar onlar.

فَمَنِ ٱبْتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْعَادُونَ ﴿31﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Bunlarda başkasını isteyenlere gelince, onlardır haddi aşanların ta kendileri.

وَٱلَّذِينَ هُمْ لِأَمَٰنَٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَٰعُونَ ﴿32﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Ve öyle kişilerdir onlar ki emanetlerine ve ahitlerine riayet ederler.

وَٱلَّذِينَ هُم بِشَهَٰدَٰتِهِمْ قَآئِمُونَ ﴿33﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Ve öyle kişilerdir onlar ki tanıklıklarında doğrudurlar.

وَٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ ﴿34﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Ve öyle kişilerdir onlar ki namazlarını korurlar.

أُو۟لَٰٓئِكَ فِى جَنَّٰتٍۢ مُّكْرَمُونَ ﴿35﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

İşte onlardır cennetlerde ağırlananlar.

فَمَالِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ قِبَلَكَ مُهْطِعِينَ ﴿36﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Ne oluyor kafirlere ki sana doğru koşmadalar.

عَنِ ٱلْيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ عِزِينَ ﴿37﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Sağdan ve soldan parçaparça ve bölükbölük.

أَيَطْمَعُ كُلُّ ٱمْرِئٍۢ مِّنْهُمْ أَن يُدْخَلَ جَنَّةَ نَعِيمٍۢ ﴿38﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Onların her biri, Naim cennetine sokulacaklarını mı umuyorlar?

كَلَّآ ۖ إِنَّا خَلَقْنَٰهُم مِّمَّا يَعْلَمُونَ ﴿39﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Fakat imkanı yok; şüphe yok ki biz, onları, onların da bildikleri şeyden yarattık.

فَلَآ أُقْسِمُ بِرَبِّ ٱلْمَشَٰرِقِ وَٱلْمَغَٰرِبِ إِنَّا لَقَٰدِرُونَ ﴿40﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Andolsun doğuların Rabbine ve batıların Rabbine, gerçekten de bizim gücümüz yeter.

عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ خَيْرًۭا مِّنْهُمْ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ ﴿41﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Onlardan daha hayırlısını, yerlerine geçirmeye ve kimse önümüze geçemez.

فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا۟ وَيَلْعَبُوا۟ حَتَّىٰ يُلَٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ ﴿42﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Bırak artık onları dalsınlar daldıklarına ve oynasınlar oynadıklarıyla, kendilerine vaadedilen güne kavuşuncaya dek.

يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ سِرَاعًۭا كَأَنَّهُمْ إِلَىٰ نُصُبٍۢ يُوفِضُونَ ﴿43﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

O gün, kabirlerinden çıkarlar da koşmaya başlarlar, sanki dikilmiş hedeflere yelmedeler.

خَٰشِعَةً أَبْصَٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۭ ۚ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلَّذِى كَانُوا۟ يُوعَدُونَ ﴿44﴾

Abdulbakî Gölpınarlı

Gözleri yerde, üstlerine aşağılık çökmüş; işte onlara vaadedilen gün, bugündür.

Quran recitationReady
Open audio