Skip to content
Text size 100%
Translation comparison

Compare Al-Mursalat Quran translations

Compare up to three verified translation editions verse by verse, including editions in two different languages.

Turkish editions (choose up to 3)

Changing languages or editions keeps the current surah and verse.

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلْمُرْسَلَٰتِ عُرْفًۭا ﴿1﴾

Diyanet İşleri

Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.

فَٱلْعَٰصِفَٰتِ عَصْفًۭا ﴿2﴾

Diyanet İşleri

Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.

وَٱلنَّٰشِرَٰتِ نَشْرًۭا ﴿3﴾

Diyanet İşleri

Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.

فَٱلْفَٰرِقَٰتِ فَرْقًۭا ﴿4﴾

Diyanet İşleri

Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.

فَٱلْمُلْقِيَٰتِ ذِكْرًا ﴿5﴾

Diyanet İşleri

Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.

عُذْرًا أَوْ نُذْرًا ﴿6﴾

Diyanet İşleri

Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.

إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَٰقِعٌۭ ﴿7﴾

Diyanet İşleri

Birbiri ardından gönderilenlere ve görevlerine koştukça koşanlara, Allah'ın buyruklarını yaydıkça yayanlara ve hak ile batılın arasını ayırdıkça ayıranlara, kötülüğü önlemek veya uyarmak için vahiy getiren meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyamet şüphesiz kopacaktır.

فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتْ ﴿8﴾

Diyanet İşleri

Yıldızların ışığı giderildiği zaman,

وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ فُرِجَتْ ﴿9﴾

Diyanet İşleri

Gök yarıldığı zaman,

وَإِذَا ٱلْجِبَالُ نُسِفَتْ ﴿10﴾

Diyanet İşleri

Dağlar pamuk gibi atıldığı zaman,

وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتْ ﴿11﴾

Diyanet İşleri

Peygamberlere ümmetleri hakkında şahidlik vakitleri bildirildiği zaman;

لِأَىِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ ﴿12﴾

Diyanet İşleri

Bu, hangi güne bırakılmıştı?

لِيَوْمِ ٱلْفَصْلِ ﴿13﴾

Diyanet İşleri

Hüküm gününe bırakılmıştı.

وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ﴿14﴾

Diyanet İşleri

Hüküm gününün ne olduğunu sen nerden bilirsin?

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿15﴾

Diyanet İşleri

O gün yalanlamış olanların vay haline!

أَلَمْ نُهْلِكِ ٱلْأَوَّلِينَ ﴿16﴾

Diyanet İşleri

Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız.

ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ ٱلْءَاخِرِينَ ﴿17﴾

Diyanet İşleri

Öncekileri yok etmedik mi? Ardından, sonrakileri de onlara katarız.

كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ ﴿18﴾

Diyanet İşleri

Suçlulara böyle yaparız.

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿19﴾

Diyanet İşleri

O gün, yalanlamış olanların vay haline!.

أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّآءٍۢ مَّهِينٍۢ ﴿20﴾

Diyanet İşleri

Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?

فَجَعَلْنَٰهُ فِى قَرَارٍۢ مَّكِينٍ ﴿21﴾

Diyanet İşleri

Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?

إِلَىٰ قَدَرٍۢ مَّعْلُومٍۢ ﴿22﴾

Diyanet İşleri

Sizi bayağı bir sudan yaratıp onu belli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmedik mi?

فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ ٱلْقَٰدِرُونَ ﴿23﴾

Diyanet İşleri

Buna gücümüz yeter; Biz ne güzel güç yetireniz!

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿24﴾

Diyanet İşleri

O gün yalanlamış olanların vay haline!

أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ كِفَاتًا ﴿25﴾

Diyanet İşleri

Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı?

أَحْيَآءًۭ وَأَمْوَٰتًۭا ﴿26﴾

Diyanet İşleri

Biz yeryüzünü, dirilerin ve ölülerin toplantı yeri yapmadık mı?

وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ شَٰمِخَٰتٍۢ وَأَسْقَيْنَٰكُم مَّآءًۭ فُرَاتًۭا ﴿27﴾

Diyanet İşleri

Orada yüksek yüksek sabit dağlar var edip size tatlı sular içirmedik mi?

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿28﴾

Diyanet İşleri

Yalanlamış olanların vay o gün haline!

ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ ﴿29﴾

Diyanet İşleri

İnkarcılara o gün şöyle denir: "yalanlayıp durduğunuz şeye gidin;"

ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ ظِلٍّۢ ذِى ثَلَٰثِ شُعَبٍۢ ﴿30﴾

Diyanet İşleri

"gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin."

لَّا ظَلِيلٍۢ وَلَا يُغْنِى مِنَ ٱللَّهَبِ ﴿31﴾

Diyanet İşleri

"gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin."

إِنَّهَا تَرْمِى بِشَرَرٍۢ كَٱلْقَصْرِ ﴿32﴾

Diyanet İşleri

O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür.

كَأَنَّهُۥ جِمَٰلَتٌۭ صُفْرٌۭ ﴿33﴾

Diyanet İşleri

O gölgenin saçtığı her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir, konak gibi de büyüktür.

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿34﴾

Diyanet İşleri

Yalanlamış olanların o gün vay haline!

هَٰذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ ﴿35﴾

Diyanet İşleri

Bu, onların konuşamayacakları gündür.

وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ ﴿36﴾

Diyanet İşleri

Onlara izin de verilmez ki özür beyan etsinler.

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿37﴾

Diyanet İşleri

Yalanlamış olanların o gün vay haline!

هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ۖ جَمَعْنَٰكُمْ وَٱلْأَوَّلِينَ ﴿38﴾

Diyanet İşleri

"Bu, sizleri ve öncekileri topladığımız hüküm günüdür."

فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌۭ فَكِيدُونِ ﴿39﴾

Diyanet İşleri

"Eğer bir düzeniniz varsa Bana kurun."

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿40﴾

Diyanet İşleri

Yalanlamış olanların o gün vay haline!.

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى ظِلَٰلٍۢ وَعُيُونٍۢ ﴿41﴾

Diyanet İşleri

Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar, elbette gölgeliklerde ve pınar başlarındadırlar.

وَفَوَٰكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ ﴿42﴾

Diyanet İşleri

Canlarının istediği meyveler arasındadırlar.

كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿43﴾

Diyanet İşleri

Onlara denir ki: "İşlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz, içiniz."

إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ ﴿44﴾

Diyanet İşleri

Biz, iyi davrananlara işte böyle karşılık veririz.

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿45﴾

Diyanet İşleri

O gün yalanlamış olanların vay haline

كُلُوا۟ وَتَمَتَّعُوا۟ قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجْرِمُونَ ﴿46﴾

Diyanet İşleri

Yiyiniz, biraz zevkleniniz bakalım, doğrusu sizler suçlularsınız.

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿47﴾

Diyanet İşleri

O gün yalanlamış olanların vay haline!

وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱرْكَعُوا۟ لَا يَرْكَعُونَ ﴿48﴾

Diyanet İşleri

Onlara "Rüku edin" denildiğinde rükua varmazlar.

وَيْلٌۭ يَوْمَئِذٍۢ لِّلْمُكَذِّبِينَ ﴿49﴾

Diyanet İşleri

O gün yalanlamış olanların vay haline!

فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَهُۥ يُؤْمِنُونَ ﴿50﴾

Diyanet İşleri

Kuran'dan başka hangi söze inanacaklar?

Quran recitationReady
Open audio