Skip to content
Text size 100%
Translation comparison

Compare An-Nazi'at Quran translations

Compare up to three verified translation editions verse by verse, including editions in two different languages.

Turkish editions (choose up to 3)

Changing languages or editions keeps the current surah and verse.

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلنَّٰزِعَٰتِ غَرْقًۭا ﴿1﴾

Suat Yıldırım

Var gücüyle koşanlar,

وَٱلنَّٰشِطَٰتِ نَشْطًۭا ﴿2﴾

Suat Yıldırım

Neş'e ve şevkle yürüyenler,

وَٱلسَّٰبِحَٰتِ سَبْحًۭا ﴿3﴾

Suat Yıldırım

Yüzüp yüzüp gidenler,

فَٱلسَّٰبِقَٰتِ سَبْقًۭا ﴿4﴾

Suat Yıldırım

Yarışıp geçenler

فَٱلْمُدَبِّرَٰتِ أَمْرًۭا ﴿5﴾

Suat Yıldırım

İşleri düzenleyip yönetenler, hakkı için ki: (kıyamet gerçektir, hepiniz ölümden sonra diriltileceksiniz!)

يَوْمَ تَرْجُفُ ٱلرَّاجِفَةُ ﴿6﴾

Suat Yıldırım

Günü gelince, sura ilk üfleme, yeri şiddetli bir depremle yıkacak!

تَتْبَعُهَا ٱلرَّادِفَةُ ﴿7﴾

Suat Yıldırım

Onu izleyen ikinci üfleme herkesi mezarından kaldıracak!

قُلُوبٌۭ يَوْمَئِذٍۢ وَاجِفَةٌ ﴿8﴾

Suat Yıldırım

O gün kalpler güp güp atacak

أَبْصَٰرُهَا خَٰشِعَةٌۭ ﴿9﴾

Suat Yıldırım

Gözler yere eğilecek

يَقُولُونَ أَءِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِى ٱلْحَافِرَةِ ﴿10﴾

Suat Yıldırım

İnkârcılar alay ederek şöyle derler: “Çürümüş kemik haline geldikten sonra mı biz eski durumumuza getirilecekmişiz! O takdirde bu, bizim için ziyanlı bir dönüş olur!”

أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمًۭا نَّخِرَةًۭ ﴿11﴾

Suat Yıldırım

İnkârcılar alay ederek şöyle derler: “Çürümüş kemik haline geldikten sonra mı biz eski durumumuza getirilecekmişiz! O takdirde bu, bizim için ziyanlı bir dönüş olur!”

قَالُوا۟ تِلْكَ إِذًۭا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌۭ ﴿12﴾

Suat Yıldırım

İnkârcılar alay ederek şöyle derler: “Çürümüş kemik haline geldikten sonra mı biz eski durumumuza getirilecekmişiz! O takdirde bu, bizim için ziyanlı bir dönüş olur!”

فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌۭ وَٰحِدَةٌۭ ﴿13﴾

Suat Yıldırım

Fakat olay (zor değil,) bir tek emirden ibarettir. Bir anda mahşerde toplanıverirler! [17,52; 54,50; 16,77]

فَإِذَا هُم بِٱلسَّاهِرَةِ ﴿14﴾

Suat Yıldırım

Fakat olay (zor değil,) bir tek emirden ibarettir. Bir anda mahşerde toplanıverirler! [17,52; 54,50; 16,77]

هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ ﴿15﴾

Suat Yıldırım

Mûsa'nın hadisesinden haberin olmuştu değil mi?

إِذْ نَادَىٰهُ رَبُّهُۥ بِٱلْوَادِ ٱلْمُقَدَّسِ طُوًى ﴿16﴾

Suat Yıldırım

Hani Rabbi ona kutlu Tuvâ vâdisinde şöyle seslenmişti:

ٱذْهَبْ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ ﴿17﴾

Suat Yıldırım

“Firavuna git, zira o iyice azdı!Ona de ki: kendini arındırmaya gönlün var mı?

فَقُلْ هَل لَّكَ إِلَىٰٓ أَن تَزَكَّىٰ ﴿18﴾

Suat Yıldırım

“Firavuna git, zira o iyice azdı!Ona de ki: kendini arındırmaya gönlün var mı?

وَأَهْدِيَكَ إِلَىٰ رَبِّكَ فَتَخْشَىٰ ﴿19﴾

Suat Yıldırım

“İster misin Seni Rabbine kavuşturan yola vurayım.Böylece Sen de O'na saygı duyasın?” [7,104-105; 26,16-17; 26,23-28]

فَأَرَىٰهُ ٱلْءَايَةَ ٱلْكُبْرَىٰ ﴿20﴾

Suat Yıldırım

Ona en büyük mûcizeyi gösterdi.

فَكَذَّبَ وَعَصَىٰ ﴿21﴾

Suat Yıldırım

Fakat o buna “yalan” dedi ve isyan etti.

ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَىٰ ﴿22﴾

Suat Yıldırım

Sonra sırtını dönüp Mûsâ'ya karşı bir çalışma içine girdi.

فَحَشَرَ فَنَادَىٰ ﴿23﴾

Suat Yıldırım

Adamlarını topladı ve onlara: “Sizin en yüce rabbiniz benim!” dedi. [26,29; 7,127]

فَقَالَ أَنَا۠ رَبُّكُمُ ٱلْأَعْلَىٰ ﴿24﴾

Suat Yıldırım

Adamlarını topladı ve onlara: “Sizin en yüce rabbiniz benim!” dedi. [26,29; 7,127]

فَأَخَذَهُ ٱللَّهُ نَكَالَ ٱلْءَاخِرَةِ وَٱلْأُولَىٰٓ ﴿25﴾

Suat Yıldırım

Allah da onu dünyada da, âhirette de şiddetle cezalandırdı.

إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَعِبْرَةًۭ لِّمَن يَخْشَىٰٓ ﴿26﴾

Suat Yıldırım

Bu da Rabbini sayacak kimselere bir ibret oldu.

ءَأَنتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ ٱلسَّمَآءُ ۚ بَنَىٰهَا ﴿27﴾

Suat Yıldırım

Siz ey haşri inkâr edenler: Düşünün, sizi yeniden yaratmak mı zor, yoksa gök âlemini mi?İşte bakın: Allah onu nasıl da sağlam bina etti! [40,57; 36,81]

رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّىٰهَا ﴿28﴾

Suat Yıldırım

Allah onu direksiz yükseltti ve kusursuz işleyen bir sisteme bağladı.

وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَىٰهَا ﴿29﴾

Suat Yıldırım

Gecesini karanlık, gündüzünü parlak şekilde açığa çıkardı.

وَٱلْأَرْضَ بَعْدَ ذَٰلِكَ دَحَىٰهَآ ﴿30﴾

Suat Yıldırım

Sonra da yeri döşeyip yerleşmeye hazırladı.

أَخْرَجَ مِنْهَا مَآءَهَا وَمَرْعَىٰهَا ﴿31﴾

Suat Yıldırım

Oradan sularını, otlaklarını çıkardı.

وَٱلْجِبَالَ أَرْسَىٰهَا ﴿32﴾

Suat Yıldırım

Dağlarını oturttu.

مَتَٰعًۭا لَّكُمْ وَلِأَنْعَٰمِكُمْ ﴿33﴾

Suat Yıldırım

Bütün bunları sizin ve hayvanlarınızın hayat için yaptı.

فَإِذَا جَآءَتِ ٱلطَّآمَّةُ ٱلْكُبْرَىٰ ﴿34﴾

Suat Yıldırım

Fakat her şeyi bastıran o felaket geldiği zaman,

يَوْمَ يَتَذَكَّرُ ٱلْإِنسَٰنُ مَا سَعَىٰ ﴿35﴾

Suat Yıldırım

İnsan neyin peşinde koştuğunu anlar ama, artık iş işten geçer.

وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِمَن يَرَىٰ ﴿36﴾

Suat Yıldırım

Cehennem her görene, apaçık görünür.

فَأَمَّا مَن طَغَىٰ ﴿37﴾

Suat Yıldırım

Artık kim azdıysa,

وَءَاثَرَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا ﴿38﴾

Suat Yıldırım

Âhireti unutup dünya zevkini tercih ettiyse,

فَإِنَّ ٱلْجَحِيمَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ ﴿39﴾

Suat Yıldırım

Onun varacağı yer, olsa olsa cehennemdir!

وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ وَنَهَى ٱلنَّفْسَ عَنِ ٱلْهَوَىٰ ﴿40﴾

Suat Yıldırım

Ama kim Rabbinin divanında durmaktan korkarsa,ve nefsini heva ve hevese uymaktan dizginlerse,

فَإِنَّ ٱلْجَنَّةَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ ﴿41﴾

Suat Yıldırım

Onun varacağı yer de olsa olsa cennettir!

يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَىٰهَا ﴿42﴾

Suat Yıldırım

Sana kıyamet saatini sorarlar: “Demir atması ne zaman?” diye.

فِيمَ أَنتَ مِن ذِكْرَىٰهَآ ﴿43﴾

Suat Yıldırım

Sen nerede, onun vaktini bildirmek nerede? [7,187]

إِلَىٰ رَبِّكَ مُنتَهَىٰهَآ ﴿44﴾

Suat Yıldırım

Onun sonu Rabbine varır, kesin bilgisi O'na aittir.

إِنَّمَآ أَنتَ مُنذِرُ مَن يَخْشَىٰهَا ﴿45﴾

Suat Yıldırım

Sana düşen sadece: ondan korkanı uyarmaktır.

كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوٓا۟ إِلَّا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَىٰهَا ﴿46﴾

Suat Yıldırım

Onu gördükleri gün öyle gelir ki onlara:Yalnız bir akşam veya bir sabah faslı durdular dünyada.

Quran recitationReady
Open audio