بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ سَأَلَ سَآئِلٌۢ بِعَذَابٍۢ وَاقِعٍۢ
Sorgulayan birisi, gerçekleşecek azabı sordu.
The Ascending Stairways · 44 verses · Edip Yüksel.
This page pairs the Arabic Quran with the attributed Turkish translation of its meanings. Compare the wording with another published edition, or jump directly to an ayah.
Use the verse-number field below to open any other verse.
Search the locally cached translation.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ سَأَلَ سَآئِلٌۢ بِعَذَابٍۢ وَاقِعٍۢ
Sorgulayan birisi, gerçekleşecek azabı sordu.
لِّلْكَٰفِرِينَ لَيْسَ لَهُۥ دَافِعٌۭ
Onu inkarcılardan savacak kimse yoktur.
مِّنَ ٱللَّهِ ذِى ٱلْمَعَارِجِ
Yükseliş Yollarının Sahibi olan ALLAH'tandır.
تَعْرُجُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ إِلَيْهِ فِى يَوْمٍۢ كَانَ مِقْدَارُهُۥ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍۢ
Melekler ve ruh (vahiy/komutlar/Cebrail), elli bin yıla eşit bir gün içinde O'na yükselir.
فَٱصْبِرْ صَبْرًۭا جَمِيلًا
Şimdi sen güzelce sabret.
إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُۥ بَعِيدًۭا
Onlar onu uzak görüyorlar.
وَنَرَىٰهُ قَرِيبًۭا
Biz ise onu yakın görüyoruz.
يَوْمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلْمُهْلِ
Gün gelecek, gök erimiş maden gibi.
وَتَكُونُ ٱلْجِبَالُ كَٱلْعِهْنِ
Dağlar ise atılmış yün gibi olur.
وَلَا يَسْـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمًۭا
Dost dostun durumunu sormaz.
يُبَصَّرُونَهُمْ ۚ يَوَدُّ ٱلْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَدِى مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍۭ بِبَنِيهِ
Birbirlerine gösterilirler. Suçlu, o günün azabından kurtulmak için fidye vermek ister: Oğullarını,
وَصَٰحِبَتِهِۦ وَأَخِيهِ
Eşini, kardeşini,
وَفَصِيلَتِهِ ٱلَّتِى تُـْٔوِيهِ
Kendisini yetiştiren tüm akrabalarını,
وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًۭا ثُمَّ يُنجِيهِ
Ve yeryüzünde bulunan herkesi, ki kurtulsun.
كَلَّآ ۖ إِنَّهَا لَظَىٰ
Hayır, o alevli ateştir.
نَزَّاعَةًۭ لِّلشَّوَىٰ
Yakmak için isteklidir...
تَدْعُوا۟ مَنْ أَدْبَرَ وَتَوَلَّىٰ
Çağırır, sırtını dönüp gideni,
وَجَمَعَ فَأَوْعَىٰٓ
Toplayıp kasaya saklayanı.
۞ إِنَّ ٱلْإِنسَٰنَ خُلِقَ هَلُوعًا
Doğrusu insan endişeli bir karaktere sahiptir.
إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعًۭا
Kendisine kötülük dokunduğu zaman ümidini keser.
وَإِذَا مَسَّهُ ٱلْخَيْرُ مَنُوعًا
Kendisine iyilik dokunduğu zaman ise cimridir.
إِلَّا ٱلْمُصَلِّينَ
Ancak namaz kılanlar hariç:
ٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ دَآئِمُونَ
Onlar ki namazlarını kaçırmazlar;
وَٱلَّذِينَ فِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّۭ مَّعْلُومٌۭ
Paralarında bilinen bir pay (zekat) ayrılmıştır,
لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ
İsteyen yoksula ve yoksuna...
وَٱلَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ
Onlar Din Gününü doğrularlar;
وَٱلَّذِينَ هُم مِّنْ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ
Rab'lerinin azabından çekinirler;
إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍۢ
Rab'lerinin azabına güven olmaz.
وَٱلَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَٰفِظُونَ
Onlar cinsel ilişkiden sakınırlar;
إِلَّا عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ
Ancak eşleri, yahut yeminlerinin/anlaşmalarının hak sahibi olduklari hariç; onlardan dolayı yerilmezler.
فَمَنِ ٱبْتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْعَادُونَ
- bunun ötesini arayanlar ise aşırı gidenlerdir-
وَٱلَّذِينَ هُمْ لِأَمَٰنَٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَٰعُونَ
Onlar güvenilirdirler, sözlerine bağlıdırlar;
وَٱلَّذِينَ هُم بِشَهَٰدَٰتِهِمْ قَآئِمُونَ
Gereği gibi tanıklıkta bulunurlar;
وَٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ
Namazlarına özen gösterirler.
أُو۟لَٰٓئِكَ فِى جَنَّٰتٍۢ مُّكْرَمُونَ
Onlar cennetlerde ağırlanırlar.
فَمَالِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ قِبَلَكَ مُهْطِعِينَ
Peki şimdi inkarcılara ne oluyor da senin önünde koşuşuyorlar?
عَنِ ٱلْيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ عِزِينَ
Sağdan, soldan gruplar halinde...
أَيَطْمَعُ كُلُّ ٱمْرِئٍۢ مِّنْهُمْ أَن يُدْخَلَ جَنَّةَ نَعِيمٍۢ
Herbiri, nimet cennetine sokulacağını mı umuyor?
كَلَّآ ۖ إِنَّا خَلَقْنَٰهُم مِّمَّا يَعْلَمُونَ
Asla; biz onları yarattık, bildikleri şeyden...
فَلَآ أُقْسِمُ بِرَبِّ ٱلْمَشَٰرِقِ وَٱلْمَغَٰرِبِ إِنَّا لَقَٰدِرُونَ
Doğuların ve batıların Rabbine andolsun; bizim gücümüz yeter...
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ خَيْرًۭا مِّنْهُمْ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ
Onları, kendilerinden daha iyilerle değiştirmeye... Bizi kimse yenemez
فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا۟ وَيَلْعَبُوا۟ حَتَّىٰ يُلَٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ
Bırak onları, kendilerine söz verilen gün ile karşı karşıya gelinceye kadar dalsınlar, oynasınlar.
يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ سِرَاعًۭا كَأَنَّهُمْ إِلَىٰ نُصُبٍۢ يُوفِضُونَ
O gün mezarlarından hızlı hızlı çıkarlar; kurban taşına sürülüyorlarmış gibi...
خَٰشِعَةً أَبْصَٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۭ ۚ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلَّذِى كَانُوا۟ يُوعَدُونَ
Gözleri dönmüş, kendilerini utanç sarmış olarak. İşte bu, onlara söz verilmiş olan gündür.
Explore the same chapter in an existing published translation of another language. Each edition has its own source and wording.